FREDERIKE GEERDINK
f.geerdink@gmail.com
Yine gencecik bir Kürt öldürüldü. Yine Cizre’de. Bu defaki 12 yaşında bir çocuk. Nihat Kazanhan. Toprağı bol olsun.
Haydi bakalım, dengeli gazetecilik çerçevesinde Türkiye’de bu hususta nasıl bir haber yazılacağına bakalım.
Yapılabilecekler şunlar: Cizre’ye gidip çocuğun anne babasıyla konuşmak, nasıl öldüğünü araştırmak, görgü tanıkları, avukatlar ve yerel politikacılarla görüşmek. Böylelikle değişik bilgiler edinilebilir haber için.
Ailesi size Nihat’ın nasıl bir çocuk olduğunu ve ölüm haberini nasıl aldığını anlatır.
Görgü tanıkları o sırada Nihat’ın nerede bulunduğunu, ne yaptığını, polisin nerede durduğunu, harekete geçmeden önce uyarıda bulunup bulunmadığını ve muhtemelen çocuğun oracıkta ölüp ölmediğini aktarır.
Avukatlar hukuki arkaplanı gözler önüne serer. Hangi hakların ihlal edildiğini, Nihat ve ailesi için adaletin tecelli etmesi amacıyla neler yapacaklarını ve daha önceki vakaları işaret edip pek de umutlarının bulunmadığını söyler.
Politikacılar, çoğunluğu HDP’li olmak üzere, politik görüşlerini açıklar.
Ya devletin görüşü?
Tüm bunların ardından bir de bir devlet temsilcisinin görüşünü almak istersiniz. Emniyet müdürü, vali, içişleri bakanı mesela…
Sorun şu ki Türkiye’de böylesi vakalarda devlet temsilcileri görüş belirtmekten kaçınır. Bazen polis ya da vali yazınızda kullanabileceğiniz bir basın açıklaması yapar tabii, ama haberi tamamlamak için sormanız gereken soruların yanıtları yoktur o açıklamada. Özellikle de böyle bir vakada. Suçlama ‘cinayet’; ağır bir suçlama yani. O halde devletin savunması ne?
Ben ve benim gibi bağımsız çalışan Türk ve yabancı gazetecilerin işi kolaylaşırdı böyle olsa. Bugüne kadar bir sürü haberi, bir devlet temsilcisinden yanıt alamadığım, hatta bir basın açıklaması dahi yapılmadığı için yarım bıraktım.
Devletin bakış açısını yansıtabilmek için Anadolu Ajansı’ndan alıntı yapabilirsiniz ama pek işe yaramaz bu. Kuracağınız en sinir bozucu açıklama da şöyle olur: ‘Devlet ya da hükümetten hiçbir yetkiliye görüşünü sormak için ulaşılamadı.’
Kendi yararlarına
Yetkililer, basına daha açık olsa, sadece meclisteki gruplarına konuşmak ya da basın açıklaması yayınlamakla yetinmese devlet ve hükümetin bakış açısını daha iyi yansıtabilirler.
İyi bir örnek, geçtiğimiz eylül ayında Kobani’nin sınır komşusu Suruç’tan yaptığım haber. Suruç’taki devlet hastanesini gezerken bir de baktım ki yaralı YPG militanları getiriliyor, ağır yaralılar da Urfa Devlet Hastanesi’ne götürülüyor. Urfa’daki doktorlar ve tedavi altındaki YPG’lilerle konuşunca durum iyice netleşti.
Kesinlikle haberi yapılacak bir durumdu. IŞİD militanlarının Türkiye’deki hastanelerde tedavi edildiğine dair iddialar vardı ama ortada kanıt yoktu (Evet, hastane yatağında yatan sakallı bir adam görüntüsü kanıt sayılmaz). Buna karşılık YPG’lilerin de Türk devleti tarafından tedavi edildiğine dair bir haber çıkmamıştı henüz.
The Independent’a çıtlattım durum, haberi istiyorlardı. Ben de resmi görüş almak için Suruç kaymakamıyla görüşmek üzere ofisine gittim. Şanslıydım ki kaymakam benimle görüşmeyi kabul etti. Tedavi gören YPG’lileri sordum. Teyit etti ve bana Türkiye’nin ihtiyaç duyan herkese tedavi imkanı sunduğunu söyledi. IŞİD militanlarının dahil olup olmadığını sordum. Çünkü Akçakale ve civarında tedavi edildikleri söyleniyordu. Bu konuda bir şey söyleyemeyeceğini belirtti, çünkü Akçakale’nin değil Suruç’un kaymakamıydı.
Haber tamamdı. İstediğim herkesle konuşabilmiştim.
Neden konuşmazlar?
Keşke her haberimde böyle olsa. Ama öyle değil maalesef. Örneğin, barış sürecinin ipini elinde tutanlarla söyleşi yapmak neredeyse imkansız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu, İçişleri Bakanı Ala ya da Başbakan Yardımcısı Arınç ile konuşabilmeyi çok isterdim. Neden ülkenin en önemli konusu hakkında basınla görüşmezler ki? Neden kendi bakış açılarını kimseye açıklamıyorlar? Neden birebir söyleşilerde bu konudaki sorulara yanıt vermiyorlar?
Propaganda değil, gazetecilik
Tutuklandığımda dosyama giren fotoğrafta da görüldüğü üzere beni arkada PKK bayrağı olduğu halde, PKK lideri Cemil Bayık’la konuştuğum, el sıkıştığım, fotoğraf çektirip tweet’lediğim için suçlayabilirsiniz. Ama Bayık’la konuşmaktaki amacım PKK propagandası yapmak değil, gazetecilik gereği Bayık’ın bakış açasını öğrenmek.
Bu nedenle diğer tarafın görüşmek yerine, Kandil’deki PKK kadar ulaşılabilir olmak yerine, beni gözaltına aldırmasına öfkeleniyorum gerçekten (İmralı’daki PKK ayrı mesela, ona da ulaşılamıyor ama bu Öcalan’ın suçu değil).
Eğer yukarıda ismini sıraladığım yetkililerden biriyle konuşabilsem inanın o konuşmadan da iyi bir haber çıkarabilirim. Söyleşiden önce ve sonra tıpkı Bayık’la yaptığım gibi konuştuğum kişiyle el sıkışır, fotoğraf çektiririm; eminim fotoğrafta Türk bayrağı da olur. Ve evet bu fotoğrafı da Twitter üzerinden paylaşırım. Bunu devlet propagandası yapmak için değil, şeffaf bir gazeteci olarak çalıştığımı, ne yaptığımı, nasıl hareket ettiğimi okuyucularıma gösterebilmek için yapardım.
Herkesle konuşmak
O halde önümüzdeki hafta yapılacaklar listesinde şunlar var: Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Efkan Ala ve Bülent Arınç’tan söyleşi için randevu iste. Bir de Adalet Bakanlığı’ndan İmralı’ya gidiş izni iste.
Bir gazeteci olarak tek istediğim, işin içindeki herkesle konuşmak.